gizem kaya
Edebiyat ve İntihar
25 Mayıs 2017 Perşembe 23:52:28

Edebiyat ve İntihar/ Kalemin Ucunda Sırıtan Ölüm
 

''Ölmek bir sanattır, her şey gibi.''
Sylvia Plath
   

      İntihar düşüncesi hayatımızın muhtemelen bir yerinde önümüze çıkmış, bir çoğumuzun aklından ufacıkta olsa geçmiştir. Üzerinde en çok durulan konulardan biri olduğu ve hala soru işaretleriyle kalmış gizemli bir çok vedanın, geride bıraktığı izlere anlam yüklemeye çalıştığımız bir olgudur. Fakat o son anın, son çırpınışın, son sözcüğün ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz. İntihar bir kaçış mıdır? Kurtuluş yöntemi, çaresizlik ya da bunların hiçbiri. Bir ilmeğin ucundayken gülümseyebilmek, kafamıza dayalı bir silah varken kahkaha atmak, ölüm karşımızda duruyorken dans etmek, delilerin değil cesurların işidir. Ve asıl mesele kaybedecek bir şeyleri olmadığında değil- yaşayan herkesin hala kazanabileceği çok şey vardır- O yüzden ölüm bir yerde kazanmaktır. İntihar geniş, uçsuz bucaksız, herkesin bir fikir yürüttüğü ucu açık bir mecmuadır. Ben bu kadar geniş açıdan değil yalnızca edebiyat ile ilişkisinden söz edeceğim. 
   Edebiyat ile intihar bir bütün gibidir. Yazarların ve şairlerin yaşadığı dünya normal insanların yaşadığı dünyadan uzak bir ütopyadır. Ve bu ütopyada yazı bir araçtır. Yazmak bu dünyadan kaçışta kullanılan altın bir anahtar görevini taşır. Bu dünyanın her köşesine saklanmış, gizli kalmış, fışkırmayı bekleyen küçücük yaşam kırıntılarını yalnızca kalemle, fırçayla, bir ensturamanla gün yüzüne çıkarabilir, yalnızca sanatla bir ölüye can verebiliriz. Böylesi güçlü bir araca sahip olduğunuzda beyninizin sınırları bulunduğunuz dünyadan taşmaya başlar. Yazarlar ve şairler hem gerçekten yaşamı iliklerine kadar hisseder hemde o yaşamdan kilometrelerce uzakta bilmediğimiz bir ütopyada yaşam savaşı verirler. İşte bu savaş bilincin ölüm çizgisinde gezintisine çıkarır onu. Öyle ki hem sonsuza dek yaşamak hem de sonsuza dek ölmek istiyordur. Satırlarda yaşamak, hafızalarda yaşamak, kitaplarda, resimlerde...Ölüm isteği içinde giderek büyürken, acı artık onun satırlarının bir aracı haline dönüşür.  Böylelikle yazar ve şairler acıdan bile zevk alır hale gelir. Yazdıkça acılarından kurtulmaya değil, onlarla var olmaya, bütünleşmeye çalışırlar. Yazma süreçleri ölümünedir. Aziz Nesin'in de ifade ettiği gibi: ''Yaratılmış değil, yazılmış bir insanım; kendini yazan... Yadırgamanız beni ondan... Mutsuzluğu yazmışsam kendime, mutsuz olmam için bahaneler uydurup duruyorum. Mutluluğu arayışım da kendimi kandırmak için. Büsbütün mutsuzluğa düşmek için, mutluluğu arar gibi avutuyorum kendimi. '' ( Aziz Nesin Günlükleri)
  Yaşadıkları yazınsal bağ, yaratıcılıkları, dehaları sonunda giderek bir işkenceye dönüşür. Ve bu yolun sonunda,  -tek eşsiz ve fantastik zafer intihar olacaktır.-(Marmara, 2006: 34, 44) Yazısı hayali, dünyası,her şeyi, sahip olduğu tek mükemmel arkadaşı olan bir sanatçı için bu arkadaşı kaybetmek ölümden bile beterdir. İngiliz yazar Virginia Woolf'un şu satırlarını görürüz: '' İnsan artık yazamıyorsa, canına kıyması daha iyi olur.''  Yazmak bir tutkuydu Woolf için , '' Ancak yazarak kurtulabiliyordu yaşamın beyninde bıraktığı zehirli tortudan'' Yaşadığı iç sarsıntılar, boğuştuğu bir geçmişi Woolf'u artık yazamadığını düşündüğü bir noktada Ouse nehrinin derin sularında ölüme sürekler. 18 Mart 1941 de içinde bulunduğu duruma dayanamayıp ceplerine  taşlar doldurarak Ouse nehrinde  intihar etmiştir. Ve geride iki mektup bırakmıştır yazar.


 
Virginia Woolf
    ''Ne hoş bir güzelliği vardır,                                                                                                                                                                                                           hafif adımlarla,                                                                                                                                                                                                    dünyadan gülümseyerek geçenlerin!''
    
       Aslında herkes gibi tüzel gerçekler değildi yazarı ölüme götüren, onun iç dünyasıydı. Bizim göremediğimiz yanıydı. Çünkü dışarıdan bakıldığında başarılı bir yazar, etrafında pervane olan iyi bir eşi, ödülleri ve onu seven birçok dostu vardı. Virginia Woolf'un mezar taşındaki yazıt, Dalgalar'ın son cümlesidir : '' Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!''
Yazarlar ve şairler yaşadıkları dünyadan hoşnut olmamış, olamadıkçada tehlikeli bir oyunun içine girmişlerdir. Bu tehlikeli oyun ölümdür. Satırlarında astıkları bedenlerini birgün gerçektede asmayı düşlüyorlardı. Anna Sexton'ın yazdığı gibi: ''Ölümün yüzüne bakmaktansa/ Ölmeyi seçmeye/ ileri derece özlem duymaz mıyım?'' Yaşadıkları dünyadan hoşnut olamadıkları gibi kendilerinden de hiçbir zaman hoşnut olamadılar. Küçümsemeler ileri derecede bir paranoyaya dönüşüyordu onlarda. Dostoyevski'nın şu satırlarını örneklemek isterim: '' Size niçin bir böcek bile olamadığımı anlatmak isterim. Şunu ciddi olarak söyeyebilirim; pek çok kez böcek olmayı istemişimdir. Ama ne yazık ki buna bile layık olamadım.''  Bir gün nasıl boğulursa ufkun ince ilmeğinde, bir ateş nasıl tutuşursa kağıdın son çığlıklarında, bir yaprak nasıl düşerse, kelebek olduğunu düşlediği sırada bir bataklığa öyle boğuluyor, yanıyor, düşüyorlardı. Nilgün Marmara, Türk kaleminin güzel yürekli kadın şairi, bir balkondan atlayarak yaşıma son vermiştir. Ardında bizlere şu satırları bırakmıştır; Hayatın neresinden dönülse kardır. Onun ölümünü kuşlar seyretti, şiirlerindeki kuşlar. Her ne kadar ölümünde Sylvia Plath etki unsuru oluşturmuş gibi görünsede şairin yalnızca ölü bir yoldaşa ihtiyacı vardır. Bu yoldaş onu yüreklendirmiş belki de son tetiği çekmesine sadece bir neden oluşturmuştur. 


 
Nilgün Marmara
'' Benden sonra kuşlara iyi bakın''                                                                                                                                                                                                                                                  Bu yüzden bütün kuşlara                                                                                                                                                                                    Bir dilim ekmek ve                                                                                                                                                                                              Bir yudum su vermek                                                                                                                                                                                          Boynumun borcu olsun Nilgün! ....
 İbrahim Ormancı

         Ne düşünüyordu Sylvia Plath gazı açıp kafasını o fırının içerisine koymadan önce? Ölüm işte orada, az sonra kıskıvrak yakalayacaktı genç bedenini şairin. Tüm hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif rahatsızlıkla boğuşan şairin, birkaç intihar girişiminin sonuncusu otuz yaşında olmuştur. Aslında onun için intihar yaşamını oynadığı bir kumar olmaktan farksızdır. Lady Lazarus adlı şiirinde bunu açıkca dile getirmiştir; ''Ölmek bir sanattır, her şey gibi/Eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi/Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor.''       
Sylvia  eserlerinin yanı sıra, trajik yaşamı ve ölümünün perde arkasındaki kocası Ted ile ilişkilendirilir. Fakat onu ölüme sürükleyen ne babasının ölümü, ne de kocası ile yaşadığı olumsuz evlilik hikayesidir.  Genç şairin hayatı boyunca boğuştuğu yaşam savaşına, içinde bulunduğu karamsarlığa biraz olsun perde çekmeye yarayan şeyler yani akşam yemekleri, arkadaş ilişkileri, çocukları, kocası bir yerde kaybolup gittiğinde şiirleri ona gitmeyi fısıldar. Tutunmasına yardımcı olan şeyleri hatırlamadığında ise ölüm tam karşısında gülümsemeye başlar. Bir tek tutunacak ya da onu olayacak bir şey aramaya başlar şair, şiirden başka onu sıkı sıkı tutan başka bir kol yoktur. 


Başarılı şairin öldüğü hafta 99 tane intihar olmuştur.(Dahiler ve Aşkaları) Heinrich Von Kleist Alman şair ve romancı.  İntihar mektubunda şunları söylemiştir: 'Yeryüzünde artık öğrenip edineceğim hiçbir şey kalmadığı için ölüyorum. Elveda! ' Ernest Hemingway Amerikalı romancı ve gazeteciydi. Av tüvefi ile kendini vurarak intihar etti.  Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibiydi. Romain Gary dünya çapında tanınan bir yazardı. Ardından bıraktığı notta ''çok eğlendim. hoşçakalın ve teşekkürler'' yazıyordu. Yukio Mişima  Japon edebiyatının önemli kalemlerindendir. Canına kıyarak yaşama veda etti. Sadık Hidayet  İran edebiyatının önde gelen kaleminden biriydi.Hidayet'in ölümünü arkadaşı şöyle anlatır; ''Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, ve buldu. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanıbaşında yerde duruyordu.'' 
   

Sarah Kane İngiliz oyun yazarı. Uzun yıllar boyunca depresyon tedavisi gören Kane, 28 yaşındayken King's College Hastanesi'nde kendisini asarak intihar etti. Stefan Zweig  Avusturyalı yazar. Yahudi asıllı yazar, Hitler'in dünya düzeninin kalıcı olmasından duyduğu korku ve karamsarlık sonucu girdiği bunalımdan kurtulamayaıp 61 yaşında karısıyla beraber intihar etti. John Kennedy Toole ABD'li yazar.Kitabının yayıncılar tarafından basılmaması sonucunda depresyone girdi ve 39 yaşında intihar etti.Ölümünden sonra kitabı basıldı Pulitzer Ödülü'nü kazandı. Kurt Tucholsky Alman gazeteci ve yazar. Özel yaşamında geçirdiği çalkantılı dönemler, faşist Almanya'nın gidişatından duyduğu üzüntüler sonucunda bunalıma girdi ve 35 yaşında hayatına son verdi. Robert E. Howard Amerikalı yazar 'Conan' başta olmak üzere pek çok çizgi kahramanın yaratıcısıydı. Annesinin ağır hasta olduğunu öğrenince bunalıma girdi. Ona olan düşkünlüğü ondan sonra bir hayat yaşamasına izin vermeyecek kadar büyüktü. Annesinin ölümünü görmemek için 30 yaşında intihar etti. Son sözleri şunlar oldu: '' Her şey olup bitti, ölüleri yakacak odunların üstüne yatırın beni, ziyafet sona erdi, söndürün kandilleri...'' Walter Benjamin Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı. Yazıları nedeniyle polisle başı beladaydı. En son tutuklanacağını anlayınca intihar etti.Öldüğünde 48 yaşındaydı. Yasunari Kavabata küçük yaşında ailesini kaybetti ve yaşamı boyunca yalnız kaldı. En samimi arkadaşının intiharı ve yasak aşkı onu bunalıma sürekledi. 72 yaşında hava gazıyla intihar etti. Kavabata 1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü almıştı. Jack London: Tüm zamanların en çok okunan romancısı olarak kabul edilir.Yazdığı kitaplardan çok para kazanmasına rağmen 40 yaşında ilaç içerek yaşamına son verdi. İlhami Çiçek  29 yaşında balkondan atlayarak intihar etti. Arthur Koestler  kanser olduğunu öğrendikten sonra hastalığın kendisini yavaş yavaş öldürmesine tahammül edemedi ve yaşamına son vermeye karar verdi.Bu kararında eşi kendisi yalnız bırakmadı ve 82 yaşında eşiyle beraber hayatına son verdi. Jerzy Kosinski Musevi asıllı Amerikan yazar, üretemediği ve yazamadığı için bir süre bunalım geçirdi. 58 yaşında evinin banyosunda kafasına naylon poşet geçirerek hayatına son verdi. Ziya Gökalp 27 yaşında tabanca ile intihara teşebbüs etti. Ölene kadar kafasındaki kurşunla yaşadı. Ve daha nicesi...
     

         Her ne kadar bir olayın etkisi ön plana çıkmaktaysada asıl olan bu yazar ve şairlerin iç sarsıntılarıydı. Onları intihara iten son dem her ne olursa olsun  güneşi göremeyenler için ufak bir fırtına, bir yıldırım düşmesi her şeyi sonlandırmaya yetiyorda artıyordu. Korkunç olan asla anlaşılmamalarıydı, ne romanlar ne şiirler yetmiyordu yansıtmaya içlerindeki kıyameti. Soluk aldıran tek şey yazıları olan birisi için bu dünya pekte yaşanılası bir yer sayılmazdı. Ve bu yaşanılası olmayan yerde intihar onlar için Nobel edebiyat ödülünden bile değerliydi. Kafka'nın şu sözlerini eklemek isterim : '' Keşke görebilseler içimi, anlatabilsem inanırlar mı..?''
 

karamanlife.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı